|
|
|
Hüseyin Akyüz edebiyat sayfaları |
|
Hüseyin
Akyüz - Karalamalar
- Edebiyat
Deyince - Blog Sayfası |
|
Öykü Tarihimiz Türk
Öykücülüğünün doğumu Tanzimat yılları olarak gösteriliyor. O dönemden
günümüze kadar geçen zaman sürecinin kısa bir özetini aşağıda bulacaksınız. 1789 Tanzimat döneminde edebiyatımız batı edebiyatından çok
etkilenmiş, Divan Edebiyatı geleneğinde bulunmayan roman, tiyatro ve öykü
türünde ilk örnekler bu dönemde yazılmıştır. Aziz Efendi’nin bu dönemde yazdığı Muhayyelat edebiyatımızdki ilk öykü
örneğidir. Cinleri, perileri ve doğa üstü güçleri konu edinen yapıt masalımsı
bir anlatı özelliği taşır. 1870 Ahmed Mithat Efendi, Meddah hikayelerinin
anlatım özelliklerini taşıyan Letaif-i Rivayat adlı eserini yayınladı. 1890 Anadolu’nun sorunlarına açık ilk öykü
yapıtı Nabizade
Nazım’ın Karabibik adlı öykü kitabıdır. 1892 Samipaşazade
Sezai, Batı
öykülerine benzeyen ilk kitap Küçük Şeyler’i yazdı. Doğu öykülerinde görülen doğaüstü güçler
yerine, batı edebiyatında görülen günlük olaylar yer alır bu yapıtta. 1900 Tanzimat
döneminden sonra, Servet-i Fünun dergisi yazarlarının başlattığı ve
Edebiyat-ı Cedide olarak anılan yeni bir edebiyat akımı doğdu. Bu akımın
yazarları yapıtlarında bireysel duyguları işlediler ve Tanzimat döneminin
aksine “Sanat, sanat içindir” görüşünü benimsediler. Bu dönemde
öykücülüğümüz, modern öykü tekniğinin benimsenmesi yolunda yapılan
çalışmalarla gelişme gösterdi. Ve bu
döneminin öykücülüğü kendisinden önceki döneme göre daha gerçekçi,
toplumun ve bireyin sorunlarıyla ilgili, günlük yaşama daha duyarlı oldu. Bu
dönemin en büyük ustası Halit Ziya Uşaklıgil, Maupassant’ın etkisinde ortaya koyduğu
çalışmalarıyla kısa öykünün ilk başarılı
örneklerini edebiyatımıza kazandırdı. 1911 II. Meşrutiyetin ilanı
edebiyatımızda “Milli Edebiyat” diye adlandırılan yeni bir akımın doğmasına
neden oldu. Türkçülük ve buna bağlı olarak gelişen dilde sadeleşme hareketi,
ulusal bir edebiyat oluşturma düşüncesini gerçekleştirme çalıştırmalarını
başlatır. Öyküde Ömer
Seyfettin, bu anlamda
oldukça başarılı çalışmalar ortaya koyar. Maupassant öykü tekniğini benimseyerek toplumsal sorunları, ulusal duyarlılıkları
öykülerine konu edinen yazar, yalın bir dil kullanmasıyla ve öykü tekniğiyle
öykücülüğümüzün gelişmesine öncülük etmiştir. Bu dönemin diğer öykücüleri
arasında sayacağımız Refik Halid Karay da gerek
öykü tekniği gerekse ortaya koyduğu yapıtlarla öykücülüğümüzün önemli bir
ismi olmuştur. 1930 Cumhuriyetin ilanından sonraki
dönem toplumumuzda her alanda yeni düşüncelerin yeni umutların filizlendiği
bir dönem olmuştur. Bu yeni dönemde
öykücülüğümüz gelişimini
sürdürmüş, toplumumuzdaki değişimleri gözlemleyip içeriğinde bu gözlemlerini
yansıtmıştır. 1923-1950 yılları
arasını incelediğimizde öykünün İstanbul sınırlarından ülkemiz coğrafyasına
yayıldığını görürüz. Doğallık ve gerçeklikten toplumcu gerçekçiliğe uzanan
bir yazın anlayışı öyküye egemen olmuş ve bu dönem yazarları toplumun
sorunlarına duyarlılıkla yaklaşıp toplumu anlamaya çalışmışlar ve duygularını
öykünün içeriğine yansıtarak öykümüzün
gelişimine, yaygınlaşmasına, zenginleşmesine katkıda bulunmuşlardır. Bu
yılların üç büyük ustası vardır; Memduh Şevket
Esendal, Sabahattin Ali ve Sait Faik. Çağdaş öykücülüğümüzün
gelişmesine önemli katkılar sağlamış Memduh Şevket
Esendal, sıradan
insanların yaşantılarındaki günlük olayları gözlemleyip, yalın anlatımıyla
öyküleştirmiş ve yeni bir öykü anlayışı yaratmıştır. Sabahattin Ali, toplumun ve insanın sorunlarına
eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmış, özellikle Anadolu insanının zorluklar
ve olanaksızlıklarla dolu yaşam savaşını bu anlayışla gözlemleyip,
öyküleştirmiştir. Sabahattin
Ali, bu öykü
anlayışıyla kendisinden sonraki toplumcu gerçekçi öykücülere de sağlam bir
temel hazırlamıştır. Sait Faik, Sabahattin Ali’nin toplumcu gerçekçi öykü anlayışından çok farklı bir öykü
anlayışıyla aydın bireyin, kentli sıradan insanının yaşamına yönelmiş,
sorunları gözardı etmeyen, duygusal ve biraz da romantik anlatımıyla günümüz
çağdaş Türk Öykücülüğünün öncülerinden olmuştur. Mehmet Seyda, Halikarnas Balıkçısı, Kemal Tahir, Orhan Hançerlioğlu, Oktay Akbal, Kemal Bilbaşar, Sabahattin Kudret Aksal, Haldun Taner, Necati Cumalı gibi usta öykücülerimiz de ilk
ürünlerini bu dönemde vermişlerdir. 1960 Çok partili
döneme geçiş yıllarında edebiyatımızda köy sorunları ağır basmaktadır. Öykü
de bundan etkilenir. Bu olguda Köy Enstütüsü mezunu yazarlarla, çocukluğunu
ve ilk gençlik yıllarını Anadolu köylüsüne yakın geçirmiş yazarların
yapıtlarında köy gerçeğini yoğun olarak yansıtmak istemiş olmalarının payı
çoktur. Yaşar
Kemal, Fakir Baykurt, Mehmet Başaran, Talip Apaydın, Bekir Yıldız, Osman Şahin ve daha birçok yazarımız köy insanını yaşam gerçeğini öykülerine
konu yapmışlar, gözlemlerini toplumcu gerçekçi denilebilecek bir anlayışta
sergilemişlerdir. Çok partili
döneme geçiş yıllarında Türkiye’de sanayileşme hareketleri de oldukça
ilerlemiş özellikle büyük kentlerde fabrika bacaları tütmeye
başlamıştı. Fabrikaların çoğalması buralardan geçimini sağlayan insanların
sayılarını arttırmış, böylelikle toplum içinde köylüden, memurdan, esnaftan
daha farklı sayılabilecek sorunları olan yeni bir kitle oluşmuştu. Orhan Kemal, bu kitleyi yani fabrika işçisini
öyküye sokan yazarımızdır. Kentteki fabrikada çalışmak için kırdan kentte göç
eden, kentin eteklerinde tutunabilmek için amansız bir yaşam savaşı veren
yoksul insanı bütün güncel ayrıntısıyla anlatıp, sonraki kuşaklara Orhan Kemal
Öykücülüğü olarak
yansıyacak olan bir öykü anlayışı yaratmıştır. Bu dönemde
anılması gereken diğer bir yazarımız da Aziz Nesin’dir. Her ne kadar bir gülmece yazarı olsa da, gülmece öyküsü
içeriğinde toplumu ve toplumun her kesiminden bireyin sorunlarıyla eleştirel
gerçekçi bir bakış açısıyla ilgilenmiş, bu anlayış biçimiyle öykücülüğümüzü
zenginleştirmiştir. 1950 sonrası
öykücülüğümüzde yukarıda belirttiğimiz
yazarlar dışında yapıtlarıyla ve öykü teknikleriyle iz bırakanlar
arasında Rıfat İlgaz, Muzaffer Buyrukçu, Hakkı Özkan, Zeyyat Selimoğlu, Tarık Dursun K., Nezihe Meriç, Orhan Duru, Ferit Edgü, Adnan Özyalçıner, Leyla Erbil, Sevim Burak, Bilge Karasu gibi isimleri sayabiliriz. 1980 1980 yılından günümüze doğru
baktığımızda öykü geçmişimizde rastladığımız heyecan verici gelişmeleri pek
göremiyoruz. Öyküde yeni bir akım yaratacak bir yazar ismine de
rastlayamıyoruz. Bunun yerine sağlam temellere oturmuş, gelişmiş ve daha da
gelişmeye çabalayan bir Türk Öykücülüğü gözlemliyoruz. Çağdaş Öykünün
yapısını tanıyan, bu yapıya uygun öyküler yazmış, yazan, yazmaya çabalayan
birçok genç, yetenekli ve usta öykü yazarına sahibiz. Fürüzan, Tomris Uyar, Selim İleri, Hulki Aktunç, Nedim Gürsel, Nazlı Eray, İnci Aral, Ayla Kutlu, Erendiz Atasü, Hüseyin Akyüz, Sulhi Dölek, Cemil Kavukçu, Murathan Mungan, Mahir Öztaş, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Necati Tosuner, Faruk Duman, Ayfer Tunç’u bu öykücüler arasında
sayabiliriz. |
|
Ana Sayfaya Dönmek İçin Lütfen Tıklayınız |
|
Sayfalardaki yazı ve resimlerden kaynak gösterilerek alıntı
yapılabilir. Son
güncelleme: 18.Şubat.2008 |
|
|