Hüseyin Akyüz edebiyat sayfaları

 

Hüseyin Akyüz  - Karalamalar  - Edebiyat Deyince - Blog Sayfası

 

Efsane Yazarlar...

JACK LONDON

 

image006Hayatı, çoğu insanın, belki hayalini bile kuramayacağı kadar deli dolu serüvenlerle yaşayarak, bu yaşadıklarını yine yaşadığı hayatı gibi zengin bir dolulukla romanlaştırarak ve öyküleştirerek efsane bir yazar haline gelen Jack London, 18. yy Amerikan edebiyatının  abartılı, süslü sanat anlayışı yerine akıcı, sade bir sanat anlayışını benimsemiştir. Yazdığı kitaplarla yoksul halkın ve işçi sınıfının  gelişmesini, uyanmasını amaçlamış, Amerika’nın ilk ve tek işçi sınıfı  yazarı olmuş ve kitapları bütün dünyada geniş kitleler tarafından okunmuştur.

1876 yılında, San Francisco’da dünyaya gelen yazar, yoksulluğu nedeniyle. küçük yaşlarda çalışmak zorunda kaldı. Bu yaşlarda edindiği kitap okuma alışkınlığı onun hayal gücünü kamçıladı ve okuduğu serüven kitaplarındaki  gibi serüven dolu bir hayat yaşamak istedi. Bu isteğine yoksulluktan kurtulma hayalleri de eklenince daha 13 yaşındayken bir  tekne satın alıp denize açıldı.  Tesadüfler  onu istiridye korsanlığı yapmaya itti. Bu sırada  içkiye alıştı ve alkolik oldu.  Daha sonra istridya avcılığından liman  polisliğine geçti.  Liman polisliği sırasında  limana gelen gemilerden birine tayfa olarak binip hayalini kurduğu serüvenleri yaşayabilmek üzere Kore ve Sibirya’ya gitti. Geri döndüğünde özlediği serüveni yaşayamamış olmanın burukluğuyla bir kenevir fabrikasında iş buldu.

Bu arada hiç eksiltmeden sürdürdüğü kitap okuma alışkanlığı yanında duygularını yazıya dökmeye başladı. Annesinin zorlamasıyla Call Dergisi’nin açtığı makale yarışmasına yazı gönderdi ve bu yazıyla birincilik ödülü olan 25 doları kazandı. Bu yazısında Japon sularında yakalandıkları tayfunu anlattı. “Japon Kıyılarında Tayfun” adlı bu öyküsü, güçlü dili ve özgün anlatımı ile bugün de gücünü ve tazeliğini korumaktadır.

Uzun süren çalışma saatleri ve zor koşullar onu kenevir fabrikası işçiliğinden soğuttu. Kendine yeni bir ekmek kapısı ararken demiryollarında serserilik yapan gençlerin arasına katıldı. O trenden bu trene atlayarak ve oradan oraya gelip giderek, hergün bir sürü yeni serseri  ve işsizle tanışarak, kimi zaman da lokantalardan yemek dilenerek yaşadığı maceralı hareketli bir dönem geçirdi. Bir ara orduya yazılıp asker olmayı deneyen London, orada karşılaştığı sıkı disiplin karşısında çapuk pes etti. Yeniden serserilik günlerine geri döndü.  Bu kez başı polisle derde girdi ve hapishane yaşamıyla tanıştı. Hapishanede tutuklulara ekmek ve su taşıyan görevli oldu. Hapishane yaşamı ona değişik insanlarla tanışıp yaşam deneyimini ve düşüncelerini zengileştirse de dışarıya çıktıktan sonra yine demiryolu serseriliğine geri dönmek zorundaydı. Bu dönemde yaşadıklarını daha sonra yazdığı Demiryolu Serserileri isimli kitabında anlattı.

Jack London’un sosyalist fikirleri, bu serserilik günlerinde, yani işsizler, serseriler arasında geçirdiği günlerde yeşerdi. Jack London, bu insanların işsizliği ve serseriliği macera peşinde koşmak için tercih etmediklerinin, yaşamın katı koşulları nedeniyle  böyle yaşamak zorunda kaldıklarının farkına vardı. Onların, içinde yaşamak zorunda oldukları bu düzen kusurluydu ve toplumun iflas etmiş olduğunu gösteriyordu. London image008bu değişen düşünce yapısıyla kendini daha çok aydınlatacak arayışlara yöneldi. İşçi sendikası, dayanışma, sosyalizm gibi sözler onun daha çok dikkatini çekmeye başladı. O günlerde Marx’ın Komünist Manifestosu’nu okuması düşüncelerinin yolunu  iyice aydınlattı. 

Yüksek öğrenimini tamamlamaya karar verdi ve bunun için Oakland lisesine yazıldı. Liseye yazıldığında 19 yaşındaydı ve arkadaşlarına uyum göstermekte zorluk çekiyordu. Yine bu yıllarda çeşitli derneklerle ve sosyalist partiyle ilişkisi oldu. Bu yıllarda yaptığı konuşmalardan birinde toplumsal düzenden eleştirel bir biçimde bahsetmesi, tutuklanmasına neden oldu. Lise sınavlarını verip Kaliforniya Üniversitesi’ne girdiğinde sosyalizm üzerine düşünceleri çok olgunlaşmıştı ve bu konuda ileriye yönelik palanları vardı. Fakat ailesinin içine düştüğü maddi sıkıntı yüzünden okulu bırakıp çalışmak zorunda kaldı. Artık beden işçiliği yapmak istemediği için şansını yazarlıkta denemeya karar verdi.

Sürekli yazılar yazdı ve bunları çeşitli dergilere gönderdi. Çok çalışmasına karşın yazarlıkta umduğunu bulamayıp yeniden beden işçiliğine dönmek zorunda kalınca, biraz da serüven duygusunun  çekiciliğiyle 1896 yılında Klondik’e altın aramaya gitti. Burada  altın bulma konusunda başarız olsa da elde ettiği çok değerli deneyimlerle geriye döndü. Bu deneyimleri ve gözlemleri  sonraları onun birçok hikayesine ve kitabına hayat verecekti.

image009Yine meteliksizdi ama artık aklı yalnızca yazarlıktaydı. Ömrünü bu yolda çalışarak geçirmek istiyordu.  Bundan sonraki günlerinde büyük bir sefaletle boğuşsa da bu kararından vazgeçmedi. Büyük bir okumak ve yazmak  arzusu vardı içinde. Kimi günler iki üç saat uykuyla yetindiği, kimi geceler hiç uyumadan çalıştığı oluyordu. Bu yorucu ve tüketici çalışmalarının sonunda 1900 yılında ilk kitabı Kurdun Oğlu  yayımlandı.  Bu yapıtı Amerikan hikâyesinde yeni bir çağ açmaktaydı. O zamana kadar soylular için üretilmiş bir sanat anlayışı yerine, bütün sınıflara hitap eden bir anlayış getiriyordu. Jack London okuduğu kitaplarla oluşturduğu bilimsel düşünceyi edebiyata uyarlayan ilk Amerikan yazarı oldu. Aynı zamanda Amerika’daki proleter edebiyatın yaratıcısıydı da.

London sonraki yıllarda Londrada bir süre beş parasız yaşamak zorunda kaldı. Bu dönemde  kentin en kötü şartlarında yaşayan insanlarının bulunduğu doğu yakasında kaldı. Buradaki yaşam koşullarının incelemesini de içine kattığı  Uçurum İnsanları  büyük bir ilgi uyandırdı.

Bundan sonra yine kitap yazmaya devam etti. Vahşetin Çağrısı ve Deniz Kurdu kitapları da büyük beğeniyle karşılandı. Vahşetin Çağrısı adlı kitabı ona dünya çapında bir ün kazandırdı. Deniz Kurdu birçok eleştirmen tarafından Jack London’un en güçlü eseri olarak kabul edilir. Çünkü bu romanda gelişim, biyoloji ve toplumbilimini güzel bir biçimde harmanladı ve heyecanlı bir şekilde halk kitlelerine sundu.

London’un bundan sonraki yaşamında  gazeteci olarak savaşı izlemek ve röportajlar yapmak için Japonya’ya giderken Kore’de Rus casusu olmakla suçlanıp tutuklanması, yine Japonya’da orduyu izinsiz izlemek suçundan hapse girmesi,  üniversitelerde, çeşitli derneklerde konferanslar, seminerler vererek buralarda sosyalist fikirleri insanlara sunması ve serüven duygusunun durmadan kışkırtmasıyla yerinde duramayıp kendi tasarımı bir tekneyle dünya turuna çıkmaya karar vermesi vardır.

image010Kendisinin dünya çapında tanınmasını sağlayan ve sosyalist romanların en önemlilerinden kabul edilen Demir Ökçe  ve  Ademden Önce  bu yıllarda yazılan romanlardır.  Teknesiyle yaptığı maceralı ve heyecanlı yolculuk süresince, kendisinin yazar olma macerasını kaleme aldığı büyük ölçüde otobiyografik nitelik taşıyan kitabı Martin Eden’i yazdı. Değeri kendisinin ölümünden sonra anlaşılan Martin Eden onun en iyi romanlarındandır.

Hayatımın en mutlu günlerini yaşadım dediği iki yıllık  tekne gezisinin ardından geriye döndüğünde  Alaska’da altın aradığı günlere dair yeni bir roman yazdı. Yanan Gün isimli kitabının birinci kısmında altın bulunmasından önceki Alaska, ikinci kısmında ise Glen Ellen kırlarının güzelliği anlatılır. Bu kitabın başarısı ise sosyalizmi okuyucuya herkesin anlayabileceği bir şekilde anlatabilmesindedir.

Daha sonraki yaşamını tekne gezisinden döndükten sonra aldığı büyük bir çiftlikte geçiren London  ölümüne kadar burada kaldı ve bir yandan tarımla uğraşırken diğer yandan yazmaya devam etti.

Eserlerinde doğanın karşı konulamaz gücünü alt etme ve hayatta kalabilme mücadelesini romantik bir yaklaşımla ele alan Jack London, kapitalizmin toplumda yarattığı yıkımları ve işçi sınıfının günlük yaşama mücadelesini keşfetmiş, sosyalizmden çok etkilenmiş, gerçekçi bir yazardır. Yaşamı her zaman dolu dolu geçen Jack London’ın hayatında çelişkiler her zaman olmuş, ama her şeye rağmen tavrını hep ezilenlerden, işsizlerden, insandan yana koymuştur. Çünkü kendisi de onların yaşadıklarını yaşamış, acılarını hissetmiş ve bu duygularını yazılarına yansıtmış,  kitaplarında da her zaman bu gerçekleri anlatmaya çalışmıştır.

1916 yılının Kasım ayında hayata gözlerini yuman London’un  intihar ettiğ ileri sürülür.

İlk kitabı ‘Kurt Dölü’ 1900 yılında yayınlanan London, 17 yılda elli ciltlik dev bir külliyat  vermiştir. Eserlerinin çoğu klasikleşmiş ve efsaneleşmiştir. En ünlü eserleri arasında  Vahşetin Çağrısı, Deniz Kurdu, Beyaz Diş, Demir Ökçe, Martin Eden, Ademden Önce, Yanan Gün, İstridye Korsanları sayılabilir.

Daha fazla bilgi için:

http://london.sonomo.edu


 

 

Ana Sayfaya Dönmek İçin Lütfen Tıklayınız

 

 

Sayfalardaki yazı ve resimlerden kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

 

Son güncelleme: 18.Şubat.2008