|
|
|
|
Hüseyin
Akyüz - Karalamalar - Edebiyat Deyince
- Şiirce - Öyküler |
|
ÖYKÜ ÜSTÜNE NOTLAR
İyi bir öykü okumak beni hep mutlu etmiştir. Çocukluğumdan bu yana
okuduğum yüzlerce öyküden sonra böyle bir karara kolayca varabiliyorum. Son
yıllarda öykü yazmak da, benim için bu mutluluğu elde etmenin başka bir yolu
olunca, beni bu denli etkileyen öykünün gizlerini araştırmaya başlamadan
edemedim. Öyküyü incelemeye başlamadan bir süre sonra geriye dönüp, kendimi
ortaya dökmem gerekti. Çünkü, yaşama bakış açım, insanı, toplumu, doğayı ve
bunların bileşkesindeki olayları çözümleme yöntemimle öykünün yapısı arasında
büyük bir benzerlik vardı. Yazımı bu benzerliğin ürettiği düşüncelerden yola
çıkarak elde ettiğim bulgularla tamamladığımı söylemem gerek. İnsan yaşamı zaman olarak oldukça uzun. Ve biz onu bir bütün
olarak görebilmek olanağına sahip değiliz. Üzünçlerle sevinçler
arasında gelgitler, umutlarla yıkılışlar arasında düşüp kalkmalar, düşlerle
gerçekler arasında yuvarlanmalar... Hep bölük pörçük yaşayışlar... Çoğu zaman
hiç ayrıntısında olmadan, ilmek ilmek, bir bütünü öreriz. Geriye dönüp
baktığımızda ise umutlar ve mutluluklardan uzaklaşıp gittiğimizi görürüz.
Beni çok etkileyen bu çarpıklığı işte, öykü kıskıvrak yakalayıveriyor.
Basitin ve güncelin derinlerine iniyor, kulak verip, dikkat kesiliyor.
Yaşamın gizlerini çözüme doğru bir ipucu yakalamaya çalışıyor. Öykü bu
nedenle bir yazın şekli için gerçeği yakalayabilmenin en güzel yolu, diye
düşünmeden edemiyorum. Öyle öyküler vardır ki, yapısı tek hücreli gibi görünen bir malzemeden
yola çıkarak, hiç ummadığımız bir duygu ve düş dünyasının zenginliklerini
önümüze getiriverir. Malzeme bazen, toplum içinde silik bir insandır, bazen
eski bir ev, küçük bir bahçe, belki karanlık bir yol, eğri bir sokak lambası,
belki kara bir fabrika bacası, yorgun bir işçi, gülen bir çocuk, ağlayan bir
kadın, belki bir mutluluk... Yeniden yeniden okur, sarsılırsınız.
Şaşkınlığımızın ardında gizlenen değişik bir duygudur. Beyninize girer, yeni
duygular, yeni düşünceler üretirsiniz. Bu öykücü ile okur arasındaki öyle
başarılı bir iletişimdir ki, birden yerinizden kalkıp pencereden bakmak,
sokağı, evleri, insanları görmek istersiniz. Öykünün boyutlan ötesine
çıktığınızda, artık, yazarla, yaşam üstüne ortak bir görüşünüz vardır. Öykünün hedeflediği insanın iç dünyası. Aslında, öykünün en belirgin
becerisi insanın dış dünyasından iç dünyasına bir kuş sevecenliği ile
uçuvermesidir desem, belki de bu konudaki düşüncemi daha iyi anlatmış olurum.
Hepimizin çok iyi bildiğimizi sandığımız insanın o gizli dünyası öylesine
derin uçurumlar, öylesine sarp kayalıklar ve öylesine sert rüzgarlarla
doludur ki, kolay yol alınmaz. Oysa öykü inatla buralarda dolaşmak ister. Onu
hedefine götürmeye soyunan öykücünün çabası bu yüzden oldukça zor bir iştir. İyi öykü yazmak isteyen öykücünün karşısına çıkan güçlükler hep öykünün
yapısı gereğidir. Duygusallıkla
mantık, gerçekle düşsellik ve insanın iç dünyası ile dış dünyası arasındaki
ilişkiler öyküde sağlam bir dengeye oturmak zorundadır. Dahası, öykü, ince
bir zekanın ürünü olduğu ölçüde niteliklidir. Bu da öykücüyü içerik ve duygu
bakımından çeşitliliğe, biçim ve kurgu bakımından yaratıcılığa, anlatım gücü
ve dil açısından da kıvraklığa itiyor. Öykü iyi bir öğretmen de, kendisine
gönül veren öykücüyü eğitip, ustalaştırıyor. Öykü,
alışılmış olayların yapısında ve sıradan insanların iç dünyalarında olağanüstülükler
arıyor. Bu da öykücünün her şeyden önce iyi bir gözlemci olmasını
gerektirmektedir. Çevresini geniş açılı objektifiyle tarayabilmeli,
yakaladığı ayrıntıları çok boyutlu görüntüleyebilmeli, insanları deneyimli
bir psikolog gibi durmadan çözümleyebilmeli ve tüm bunları düş gücüyle
harmanlayıp, öyküleştirebilmelidir. Sağlam yapılı ve doğru bir dünya görüşü
de öyküyü anlam, içerik ve derinlik bakımından zenginleştirecektir sanırım. Geçmişte öykü üstüne çok çeşitli düşünceler ileriye sürüldü. öykünün
garip ve heyecanlı olayları anlatan öz ve derinlikten yoksun, eğlencelik bir
yazın çeşidi olduğu söylendi, kısa bir romanıdır dendi, romana geçişte bir
sıçrama tahtası olduğu anlatılmaya çalışıldı. Günümüzde böyle düşünenler
belki hala vardır ama öykü üstündeki sislerin artık iyice dağılmaya başladığı
da bir gerçektir. Özgün bir yazın biçimi olarak pınl pınl karşımızda duruyor. Öykünün gerçek kimliğini bulmasında çağımız insanının ve oluşturduğu
toplumun değişiminin etkisi büyük. Çağdaş insanın gelişimiyle öykünün
gelişimindeki ilişki de buna iyi bir kanıt. Günümüzde insanın sorunları
giderek çoğalmakta. Kendi iç dünyasının korunaklarına çekilmekle, dış
dünyaya, çözüm arayışlarına açılma kıpırtıları arasında düşüncelerine takılıp
kalmış çağımız insanının her davranışı öyküye konu olacak ve yazılan her öykü
de gözlemlerin ve çözümlemelerin sonucu olarak yeni arayışlar, yeni umutlan,
yeni değişimleri gündeme getirecektir. Öykünün beni en çok etkileyen yanı da bu zaten. Yaşama serüvenindeki
insanı tüm güncelliği ile anlatabilecek en güzel ve en etkin yazın biçimi
olması. Hüseyin
Akyüz |
Öykü Sanatının ülkemizdeki
gelişimi… Öykü ve Roman için incelemeler… Edebiyat
için daha fazla kaynak... |
|
|
|
|
|
|