Hüseyin Akyüz edebiyat sayfaları

 

Hüseyin Akyüz  - Karalamalar  - Edebiyat Deyince - Blog Sayfası

 

ÇAĞDAŞ ÖYKÜ DENİNCE

Hüseyin Akyüz

Uzay mekiklerinden, yapay kalplerden, tüp bebeklerden, kibrit kutusu kadar renkli televizyonlardan, ceplerde taşınabilen bilgisayarlardan, resim çizebilen, beste yapabilen robotlardan ve daha bir çok  us almaz bilimsel teknolojik gelişmelerden söz edilen bir çağda yaşıyoruz. Teknolojinin bu korkunç ilerleyişinin kimi ürünleri günlük yaşantımıza girdi bile. İş yerimizdeki bilgisayardan evimizdeki uydu kanallı televizyona, hatta çocuğumuzun oyuncağına kadar bir çok örneğini görebiliriz yakın çevremizde. İnsanoğlunun kendi düş gücünün sonsuzluğu hızla teknolojiye dönüşüyor sanki.

Ya çağımız insanının yaşam gerçeği?

Çağımız insanının yaşamı bu bilimsel ve teknolojik ilerlemeyle uyumlu bir gelişme gösteremiyor ne yazık ki. Yorgun, bitkin, ve kaderine razı olmuş yenik bir savaşçı gibi sürüklenip gidiyor teknolojinin peşinden. Bu gerçeğin ardında elbette birçok ekonomik ve politik sorun var, ama nedeni ne olursa olsun, çocukluk ve ilk gençlik yıllarından yaşlılığa doğru ilerledikçe günümüz insanının çözümsüz kalan sorunları hızla çoğalarak birikmektedir. Bu birikimlerin ağır baskısı altındaki insan sonuçta sürekli bıkkınlık, sürekli yılgınlık ve yorgunluk iç yapısının temel özellikleri olmaya başlayan, alışkanlıklarla yaşamaya ve güncel rastlantılarla avunmaya kendini zorunlu hisseden bir insan kimliğinde karşımıza çıkmaktadır. Bu insan tipini tıpkı bir buzdağına benzetirim. Dış dünyasında görüneni (bilineni) değil, iç dünyasındaki görünmeyenidir (bilinmeyeni) onu asıl oluşturan. Kendisiyle olsun, toplumla olsun, doğayla olsun bütün hesaplaşmaları hep bu bilinmeyen dünyasının sınırları içindedir.

Bu çarpıcı görünüm, yalnızca bir karamsarlığın anlatımı değildir elbette. Günümüz insanı, dış dünyasındaki karmakarışık sorunlar yumağını çözebilmek için aradığı ipucunu kaçtığı, sığındığı ve gerçekten özgürce davranabildiği tek yer olan iç dünyasında arar. Onun, bir kapan içine sıkışıp kalmadığı, bunalmadığı, yılmadığı korkmadığı ve sorunlarının tek tek geride kaldığı bir yaşam biçimini düşünüp özlemesi nedenli doğalsa, iç dünyasında yakaladığı bu doğallığı bir ipucu gibi kullanıp, dış dünyasında kol sıvayacağı bir çözüm yolunu arayıp bulması ve bu yolda uğraş vermesi de o denli çağdaş bir davranış biçimidir.

Tanımlamaya çalıştığım bu insan tipinin, çevresini saran olumsuz koşullara, aldatıcılıklara ve çelişkilere karşın kafasının içinde yaşam ve olaylar üstüne bir yorumu mutlaka vardır. Ama bu yorum çoğu zaman yetersiz kalır onun için. Kültürel  yapısı geliştikçe çoğalan başvuru kaynakları da bu eksikliği tamamlayamaz. Kitaplıkları dolduran ansiklopedi ciltleri, bilimsel inceleme yazıları, günlük gazetelerin köşe yazıları, ortalığı ayağa kaldıran ropörtajlar, geçmişin kirli sayfalarını ortaya döken anılar, dergi sayfalarını dolduran makaleler belki doğru bir yorumu ortaya koyabilirler, ama bunlar ya güncel etkilenmelerin ve bir bakış açısının ürünüdürler, ya da yazarın uzmanlık alanına ve ilgisine göre seçilmişlerdir. Yaşamın ve olayların çeşitli yönlerine uzanmış bu yorumlar bir bütünde buluşamayıp, hep eksik kalırlar. Çağdaş insanın gereksinimiyse kendi iç dünyasıyla dış dünyasını bütün ilişkileriyle birlikte verecek bir bütüncül yorumdur. Bu bütüncül yorumu ortaya koyabilecek tek kanal ise sanattır.

Bu düşünceden yola çıktığımızda ve konuyu Öykü üzerinde yoğunlaştırdığımızda söylenecek ilk söz, öykü sanatı’nın bütün gizinin, bütün büyüsünün bu bütüncül yorumun yapılışında gösterilecek özen ve ustalıkla ilgili olduğudur. Bu çok zorlu bir iştir, ama çağdaş bir öyküyü yazmaya soyunan bir öykücü mutlaka üstesinden gelmeyi  başarmalıdır. İşin asıl zor yanı da, bütüncül bir yorumu ortaya koyabilmek adına yapılacak her şeyin öykü sanatı kuralları içinde kalması gerekliliğidir.

Bu söylediklerimi değerlendirdiğimde ve bir öykü yazarı olarak düşündüğümde, çağdaş öykünün yapısını hep bir kare prizmaya benzetmişimdir. Bütün kenarların uzunlukları, bütün yüzeylerin genişlikleri ve bütün açıların dereceleri hiç eksiksiz birbirlerinin aynılarıdır  kare prizmada; bu da ona mükemmel bir geometrik yapı olma şansını vermektedir. Bu nedenle bir kare prizmanın yapısı öyküde kurulması gereken dengelerin bir simgesidir benim için. Bir öyküde  düş gücü, gerçeklik,  duygusallık, mantık, dil, kurgu, anlatım ve diğerleri kare prizmanın dış yüzeyleriyle kenarlarıysa, insanın iç dünyası da bütün yoğunluğuyla bu kare prizmanın hacmini oluşturur. Bu kare prizma yazarla birlikte yaşamın sonsuz labirentlerinde geçmişten geleceğe doğru yuvarlanıp gittikçe, ortaya konan çalışma, öykü sanatının nitelikli bir yapıtı olacaktır.

Kare prizmayı hatasız ve bütüncül yorumunu da yüklemiş  olarak kurmak isteyen öykücü, yazarlık yeteneğinin yanında, daha birçok niteliği de kendisinde toplaması gerekecektir. Öykücü zaten, yetkin bir yazar olarak ürün vermeye  başlamadan, belki de yazarlığı usunun ucundan bile geçirmeden önce yaşam üzerine  gözlemler yapmış, çevresinde olup bitenleri hızla duyumsayıp, çözümlemelere girmiş ve artık kendi deneyimlerine dayanan bir anlayış yetisini  elde etmiş olacaktır. Sanatçı duyarlılığı dediğimiz bu doğal özgünlük gerçek bir yazarda mutlaka  olmalıdır. İnsan yaşamı üstüne yargılara varırken, yalnızca başkalarının deneyimlerinden çıkan sonuçları  ölçüt olarak kullanan bir öykücü, yapıtına yanlış bilgilerin girmesini önleyemeyeceği gibi, okuyucusunu da kendi doğruluğuna inandırabilecek, onu kendi yanlış saplantılarının peşinden sürükleyerek belki ona en büyük ihanetini de yapmış olacaktır.

Doğru karar verebilme yeteneği her kapıyı açabilen altın bir anahtar gibidir. Bu nedenledir ki öykücünün kendi toplumunun tarihinden dünya tarihine, psikolojiden toplum bilime, siyasal bilgilerden modern bilimlere kadar uzanan iyi bir genel kültürle  donanmış olmalıdır. Bu aşamadan sonraki  sürekli bilgi kazanımı, sürekli gelişme ve yaşadığı çağa yapacağı özenli bir gözlemcilik de onu olgunlaştıracak, doğru karar verme yetisini her gün biraz daha güçlendirecektir. Öykücünün elde edeceği böyle bir nitelik, üreteceği öykülerin her satırında etkili bir yoğunluk olarak ortaya çıkacak ve okuruyla da doğru yönde bütünleşebilecektir.

Çağımız  insanının toplu ve doğayla kendi iç dünyasının sınırları içinde kıyasıya sürüp giden hesaplaşması, öykünün özünü besleyen en önemli kaynaktır. Çağımız insanı deneyimlerden geçe geçe, zorlukları yaşaya yaşaya gelir bu hesaplaşma noktasına. Görerek, bilerek. Unutulmamalıdır ki, baş kaldırdığı, öfkelendiği, nefret ettiği nasıl dış dünyasındaysa, sevdiği, istediği, özlediği ve mutlu edeni de, aradığı da hep dış dünyasındadır. Bu yüzden iç dünyasıyla dış dünyası arasındaki ilişkileri hep hassas bir noktada durur. Öykücü bu hassas dengeyi çok iyi anlamak zorundadır. Evet, yazarın bütün çabası toplumu etkilemeye, bu etkileyişle toplumda yolunda gitmeyeni, aksayanı,yozlaşanı ve bu ortamdaki insanın sorunlarını ortaya koymaya yöneliktir, ama hiç bir zaman kendi saplantılarına dayanan göz çıkartıcı bir davranış biçimini kendine yöntem olarak seçmemelidir. Bu tutum da, suskunluğa ve vurdumduymazlığa  kadar varan ilgisiz bir tutum da öykü içeriğinde hep itici olacaktır. Öykücü ne anlatmak isterse istesin, içerik ve biçim ne olursa olsun, her şey o kara prizmanın dengeli ölçüleri içinde kalmalıdır. Öykücü güvenilir, sevecen, ama yorumunu ortaya koyduğunda da etkileyici ve düşündürücü olmalıdır.

Toplumcu gerçekçi bir yazar olmak istemek, bu yönde politik bir tavır takınmak elbette onur verici, saygın bir davranış biçimidir, ama yazar ideolojik görüşlerini amaçlayan öyküler yazmak çabasındaysa öykü sanatı açısından çıkmaz bir sokakta ilerliyor demektir. Hele gerçekçilik adına bütün olumsuzlukları alt alta sıralamak, hep kötüyü ve çirkini göze sokmaya çalışmak, inatla, acı çeken bir toplum görüntüsü çizmek hem toplumcu geçekçiliğin özüne ters düşecektir, hem de bu gibi kolaycılığı sevmeyen çağdaş öykü sanatının yapısına uymayan bir davranış biçimi olacaktır.

 

Ana Sayfaya Dönmek İçin Lütfen Tıklayınız

 

 

Sayfalardaki yazı ve resimlerden kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

 

Son güncelleme: 18.Şubat.2008