|
|
|
|
KİLİTLENMİŞ
DUYGULAR PEŞİNDE ...ilk kez uzun bir yaz
tatiline çıkmayı istemedim. Valizimi hazırlamış, hatta kapının önüne kadar
taşımıştım, bütün bir yaz boyunca o valizi kapının önünden alıp gitmek hiç
içimden gelmedi. Yaz günleri geride
kaldığında ben günümün neredeyse tamamını balkonda miskin ve kilitlenmiş bir
ruhla oturarak geçirmeyi sürdürüyordum. Hiç kimseyi aramıyordum, hiç kimse
beni arasın istemiyordum. Yine de kimi günler dışarıya çıktığım oluyordu;
bazen ara sokaklarda işsiz güçsüz insanlar gibi başıboş dolaşıyor, bazen
kalabalık bir caddeye girip mağaza vitrinlerini seyrediyor, bazen oynayan
filmin afişlerine bile bakmadan bir sinemanın karanlığına kendimi atıyordum;
bir dostun işyerine uğradığım ya da yakın çevremin buluştuğu kahvehanelere,
barlara gittiğim de oluyordu, ama hiçbir yerde üç beş dakikadan fazla
tutunamıyor hemen yeniden eve dönüp kendimi balkondaki koltuğa atıyordum.
Anlamsız davranışlarım bütün dost çevremde kredimi tüketmişti zaten. Benle
başa çıkamayacaklarını anlamışlardı belki de, boş vermişlerdi... Bazı geceler, rahatsız
bir uykudan kurtulmak istercesine kalkıp yeniden balkona çıkıyor ve sokağa
bakıyordum. Gece karanlığının sokağı, sokaktaki apartmanları, apartmanların
arasında yalnız kalmış eski bir evin bahçesinden sokağa doğru dal sarkıtan
baba bir incir ağacını, incir ağacının ötesinde karaltı gibi görünen koca bir
kenti nasıl sardığını görüyordum. Bir kentin sokaklarına gece karanlığının
çökmesi hep içimde gizemli duygular yaratmıştır zaten; şimdi bu duygulara
daha çok kafamı takıyor, bakışlarımı kentin ışıklarına dikip kentin en
karanlık sokaklarında dolaştığımı, tahta masalı izbe meyhanelerde ucuz şarap
içtiğimi, sokak serserileri gibi kavga edip dayak yediğimi, küçücük odalarda
çirkin sokak kadınlarıyla seviştiğimi, tinerci çocuklarla duvar diplerinde
uyuduğumu düşünüp zamanı sabaha doğru akıtıyordum. Sonra incir ağacının
dallarındaki karanlık siyahtan koyu griye, koyu griden gümüş grisine doğru
yavaşça renk değiştiriyor, güneşin kendisini göremesem de parlak ışıkları
evlerin pencere camlarından yansıyıp gözlerimi kamaştırıyordu. Güneş ancak
öğle sonrası iki apartmanın arasından gösteriyordu yüzünü, kısa bir süre;
sonbahardı ve havanın sürekli bulutlanması akşamı erken getiriyordu,
apartmanların sokağa vuran gölgeleri hemen koyulaşıyor, güneşin kırmızı
ışıkları pencerelerin camlarında kıpırdansa bile çok geçmeden sokakta oynayan
çocuklar içeriye çağrılıyor ve çoğu babalar daha işten eve dönmeden yeniden
sokağa karanlık çöküyordu. Gece ile gündüzün birbirlerinin peşi sıra koşturup
durmalarını seyrederken hep kırık bir duygu içinde oluyor, çoğu zaman da
hüzünleniyordum. |
Beni tanımak isteyen biri çıkar belki.... Düşüncelerim,
notlarım, alıntılar… Kalemimden ak kağıda özgürce dökülenler… Ozan duygularımın
çağırdığıkları… Bir
öykümü okumak isterseniz... |
|
Sayfalardaki yazı ve resimlerden kaynak gösterilerek alıntı
yapılabilir. Sayfaların tıklanma
sayısı |
|