KİLİTLENMİŞ DUYGULAR PEŞİNDE

 

...ilk kez uzun bir yaz tatiline çıkmayı istemedim. Valizimi hazırlamış, hatta kapının önüne kadar taşımıştım, bütün bir yaz boyunca o valizi kapının önünden alıp gitmek hiç içimden gelmedi.

Yıllar boyu bir kez olsun çıkıp oturmayı düşünmediğim sokağa bakan iki metrelik bir balkon girmişti yaşamıma. Bazı günler daha gündoğumunda çıkıyor, duvara yasladığım küçük bir koltukta gecenin bir yarısına kadar oturup daracık uzayıp giden, koyu gri paket taşları döşenmiş sokağa bakıyordum. Tam bir şeyler yazmak üzereymişim gibi karalama defterim, kalemim hep elimdeydi. Sanki aklımın ucunda birikmiş cümleler, paragraflar vardı, hemen parmaklarımdan kaleme geçecekler ve hiç soluk almadan saatlerce belki günlerce yazacaktım. Ama en çok iki satır bir yazı düşüyordu karalama defterimin sayfalarına. Bunlar ilk anda kafamın içinde bir yıldırım gibi çakan ama yazı olarak kağıda düştüklerinde hiçbir anlam taşımayan, yan yana sıralanmaktan öte aralarında bir ilişki olmayan kelime kümeleriydi. Hemen yırtıp yere atıyordum ve yarım paragraflar, anlamsız girişler, saçma başlıklar yazılmış defter sayfaları kaplıyordu balkonu...

Yaz günleri geride kaldığında ben günümün neredeyse tamamını balkonda miskin ve kilitlenmiş bir ruhla oturarak geçirmeyi sürdürüyordum. Hiç kimseyi aramıyordum, hiç kimse beni arasın istemiyordum. Yine de kimi günler dışarıya çıktığım oluyordu; bazen ara sokaklarda işsiz güçsüz insanlar gibi başıboş dolaşıyor, bazen kalabalık bir caddeye girip mağaza vitrinlerini seyrediyor, bazen oynayan filmin afişlerine bile bakmadan bir sinemanın karanlığına kendimi atıyordum; bir dostun işyerine uğradığım ya da yakın çevremin buluştuğu kahvehanelere, barlara gittiğim de oluyordu, ama hiçbir yerde üç beş dakikadan fazla tutunamıyor hemen yeniden eve dönüp kendimi balkondaki koltuğa atıyordum. Anlamsız davranışlarım bütün dost çevremde kredimi tüketmişti zaten. Benle başa çıkamayacaklarını anlamışlardı belki de, boş vermişlerdi...

Bazı geceler, rahatsız bir uykudan kurtulmak istercesine kalkıp yeniden balkona çıkıyor ve sokağa bakıyordum. Gece karanlığının sokağı, sokaktaki apartmanları, apartmanların arasında yalnız kalmış eski bir evin bahçesinden sokağa doğru dal sarkıtan baba bir incir ağacını, incir ağacının ötesinde karaltı gibi görünen koca bir kenti nasıl sardığını görüyordum. Bir kentin sokaklarına gece karanlığının çökmesi hep içimde gizemli duygular yaratmıştır zaten; şimdi bu duygulara daha çok kafamı takıyor, bakışlarımı kentin ışıklarına dikip kentin en karanlık sokaklarında dolaştığımı, tahta masalı izbe meyhanelerde ucuz şarap içtiğimi, sokak serserileri gibi kavga edip dayak yediğimi, küçücük odalarda çirkin sokak kadınlarıyla seviştiğimi, tinerci çocuklarla duvar diplerinde uyuduğumu düşünüp zamanı sabaha doğru akıtıyordum. Sonra incir ağacının dallarındaki karanlık siyahtan koyu griye, koyu griden gümüş grisine doğru yavaşça renk değiştiriyor, güneşin kendisini göremesem de parlak ışıkları evlerin pencere camlarından yansıyıp gözlerimi kamaştırıyordu. Güneş ancak öğle sonrası iki apartmanın arasından gösteriyordu yüzünü, kısa bir süre; sonbahardı ve havanın sürekli bulutlanması akşamı erken getiriyordu, apartmanların sokağa vuran gölgeleri hemen koyulaşıyor, güneşin kırmızı ışıkları pencerelerin camlarında kıpırdansa bile çok geçmeden sokakta oynayan çocuklar içeriye çağrılıyor ve çoğu babalar daha işten eve dönmeden yeniden sokağa karanlık çöküyordu. Gece ile gündüzün birbirlerinin peşi sıra koşturup durmalarını seyrederken hep kırık bir duygu içinde oluyor, çoğu zaman da hüzünleniyordum.

 

Karalamalarım arasından...

 

 

 

 

Hüseyin Akyüz

Beni tanımak isteyen biri çıkar belki....

 

Edebiyat Deyince

Düşüncelerim, notlarım, alıntılar…

 

Karalamalar

Kalemimden  ak kağıda özgürce dökülenler…

 

Şiirce

Ozan duygularımın çağırdığıkları…

 

Öykülerimden

Bir öykümü okumak  isterseniz...

 

 

 

Sayfalardaki yazı ve resimlerden kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

 

hsynakyuz@yahoo.com

 

 

 

 

Sayfaların  tıklanma  sayısı

compare credit cards